Her Zaman ki Günlerden Biri
İşte o her zaman ki günlerden biri daha. Öylece bankta oturmuş, arkama yaslanmış ve gözlerimi kapatmış bir halde öldüğümü hayal ediyorum. Bu kez yüksek bir binanın tepesinden atıyorum kendimi. Geçen seferkinde tren raylarına yatmıştım. Ondan öncekinde ise açık duran priz kablolarına çıplak elle dokunduğum için elektrik akımına kapılmıştım. İnanın bana, nasıl öleceğinizi seçmenin nasıl yaşayacağınızı seçmekten daha çok yolu var.
Herkes kendisini öldürmeyi en az bir defa düşünmüştür değil mi? Eminim, çok sıcak bir iş günü; terden ıslanmış ve olduğundan bir ton daha koyu görünen gömleğinizin içinde mesaiye başlamanızın üzerinden henüz iki saat geçtiğini gördüğünüzde, şimdiden kuyruk oluşturmuş ve sıcaktan bunalmış müşterilerin hizmet hızınızdan şikayet ederek söylenmeye başladıklarında ve işlemleri tamamlanana dek susmadıklarında, yavaşlığın sizden değil bu allahın belası antika bilgisayarlardan kaynaklandığını açıklamaya çalışmanın hiçbir işe yaramayacağını bildiğiniz için veznenin arkasında sessizce oturmaya devam ettiğinizde, kendi kendinize çocukken “büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verdiğiniz cevabı hatırladığınızda ve şu an bulunduğunuz yerden bu cevabın doğru olması için hiçbir şey yapmadığınızı gördüğünüzde keşke kafama sıkabilseydim dediğiniz olmuştur. Keşke şu acınası hayatıma bir son verebilseydim.
Herkes kendisini öldürmeyi en az bir defa düşünmüştür ama hiç kimse bunun bir gün gerçekten de olabileceğini aklından geçirmez. Fakat hayatın sizi nereye getireceği belli olmuyor işte. Bir gün yaşadığınıza şükrederken başka bir gün kendinizi bir banyoda, klozetin üzerinde yarı baygın bir halde, sızlayan bileklerinizden parmak uçlarınıza doğru akan, ordan da beyaz fayansa damlayan koyu kırmızı kanınızın derz dolgusunun üzerinden gidere doğru yavaşça ilerleyişini izlerken acaba yeterince derin kesemedim mi diye düşünürken bulabiliyorsunuz.
Eğer bandajlanmış bileklerinizle bir hastane odasında uyanırsanız bu sizin suçunuzdur. Ya da alçıya alınmış bacaklarınızla. Ya da göğsünüze bağlı elektrotlarla. Toplu terapilerde, sizin durumunuzda olan diğer insanlarla konuşmanın hem intihara olan eğiliminizi bastırmaya yardım edeceğini hem de yalnız olmadığınızı bilmenin sizi daha iyi hissettireceğini söyleyen terapiste inanmanız da sizin suçunuzdur. Bu tür şeylerin yaşama tutunmanızı sağlayacağını düşünmeniz de. Doğrudan ya da dolaylı olarak, başınıza gelen her şeyin sorumlusu sizsiniz. Doğmuş olmanız sizin suçunuzdur. Hala hayatta olmanız da. İşte o her zaman ki günlerden biri daha.
Comments
Post a Comment